0 yorum
 

Sendika.Org Emek Hareketinin Gündemi
Limter İş, Dearsen Tersanesi'nde direnişe başladı
29 Haziran 2009 -
Limter İş Tuzla’da bulunan Dearsan Tersanesi'nde direnişe başladı. İşten atılan ve hakları verilmeyen taşeron işçiler hakları verilene kadar direnişlerini sürdürecekler.

Limter İş’te örgütlü işçiler taşerona ve hukuksuzluğa karşı iş güvencesi ve işçi sağlığı mücadelesi veriyor.

9 işçi direnişe başladı
Dearsen Tersanesinde taşeron iş yapan Pozitif Denizcilik'in yasa dışı uygulamaları sonucu işten atılan 9 Limter İş’li işçi hakları için tersane önünde bugün sabaha saatlerinden itibaren direnişe başladılar.

Sendikalı işçiler, taşeron şirketin imzalatmak istediği ve asıl işveren Dearsen Tersanesi yetkililerinin de göz yumduğu “bayram, dini bayram tatilleri, resmi tatiller, kıdem ve tüm sosyal haklarımı aldım” ibareli kağıdı imzalamadıkları için işten atılmışlardı.

Taşeron belasına karşı dayanışmaya
Limter İş’li işçiler, ihbar ve kıdem tazminatları ve diğer tüm sosyal hakları verilene kadar direnişi sürdürmekte karalı olduklarını belirtiyorlar.

Limter İş, taşeron belasına ve hukuksuzluğa karşı başlatılan bu direnişe herkesin sahip çıkması çağrısında bulunuyor.

Sendika.Org
Devamı...

‘Normal bir işçi’ ve ‘normal bir insan’ sayılmak

0 yorum
 
05 Haziran 2007


Sağlık alanındaki neo liberal dönüşüm, hastaları olduğu kadar sağlık çalışanlarını da derinden etkiliyor. Çalışma ve yaşam koşulları zorlaşıyor, iş güvenceleri ortadan kalkıyor, eşitsizlikler artıyor.
Onlar da bütün bu olumsuz gelişmelere karşı örgütleriyle birlikte direniyorlar.
Doktorlar TTB’de, kamudaki diğer sağlık çalışanları SES’te örgütlenerek hem kendi hakları hem de halkın sağlık hakkı için mücadele ediyorlar.
Ama ortada bir paradoks var.
Birçok kez olduğu gibi, “en alttakiler” ne yazık ki en örgütsüz durumdalar.
Özel sağlık sektöründe çalışanların neredeyse tamamı sendikasız. En modern teknolojileri getirip en modern hastaneleri kurmakla övünen hastane patronları, sıra işçilerin örgütlenmesine gelince en ilkel ve en saldırgan içgüdülerle saldırıyorlar.
***
Kamudaki sözleşmeli personel ya da taşeron firma çalışanlarının durumu ise bir başka dram.
Hastanelerin modern köleleri, paryaları onlar.
En kötü koşullarda en düşük ücretle çalışıp her türlü angaryaya katlanmak zorundalar. Yanlarındaki kadrolu çalışanla aynı işi yaptıkları halde çok daha düşük olan ücretleri çoğu kez haftalarca, aylarca ödenmiyor; sigorta primleri yatırılmıyor. Yıllar boyunca senelik izin hakkını dahi kullanamıyorlar.
Yemekhanelerde bile ikinci (ne ikincisi aslında üçüncü, dördüncü) sınıf insan muamelesi görüyorlar. Kadrolu çalışanlar yemeklerini bitirip karınlarını doyurana kadar yemekhanenin önünde sessizce beklemek zorundalar. Ancak ondan sonra girebiliyorlar içeriye.
İşten çıkarılmaları için herhangi bir bahane bile gerekmiyor. Zaten ihaleler bir yıllık yapıldığı için süre bittiğinde işlerini kaybediyorlar. Eğer yeni şirkette iş bulamazlarsa işsizliğin ve parasızlığın utanılası koşullarına mahkum oluyorlar.
Bütün bunlara rağmen ne iş güvenceleri ne de örgütlülükleri olmadığı için seslerini çıkaramıyorlar.
Daha doğrusu şimdiye kadar çıkaramıyorlardı. Bir süredir durum değişti. Dev Sağlık-İş, kamudaki taşeron işçilerini örgütlemeye başladı.
Yaptıkları gözlem ve tespitler hem durumun vahametini ortaya koyuyor, hem de insanın içini acıtıyor.
“Harekete geçen taşeron işçilerinin tepkileri ve istekleri, alışılageldik sendikal isteklerin oldukça dışında” diyor Dev Sağlık-İş; “Bu istekler kısaca ‘insan yerine koyulmak’ başlığı altında toplanabilir. Taşeron işçileri ‘toplusözleşme imzalayarak ücretlerini ve sosyal haklarını geliştirmenin’ öncesinde ‘normal bir işçi’ ve ‘normal bir insan’ sayılmak istiyorlar.”
***
1974 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde kurulmuştu Dev Sağlık-İş. Kuruluşunun hemen ardından önce Çapa Tıp’ta örgütlü Tüm Sağlık-İş’le birleşmişti.
Sonra da o zamanki Has-İş’le birleşerek DİSK’e katılmış ama bu birleşme, bir dizi sorunu da beraberinde getirmişti. Peşinden 12 Eylül faşizminin baskı günleri gelmiş; yöneticileri ağır işkencelerden geçirilen sendika, ancak 11 yıl sonra tekrar açılabilmişti.
Şimdilerde kamu hastanelerindeki taşeron işçilerin sesi, umudu oluyor hızla.
Geçen ay Adana, Bolu, Diyarbakır, İstanbul, Kocaeli, Mersin ve Sivas’tan gelen 200’e yakın delegeyle 7. Olağan Genel Kurulu’nu tamamladı Dev Sağlık-İş.
Görevi bırakan emektar Genel Başkan Doğan Halis, genel kurulun oybirliğiyle ve alkışlar arasında onursal genel başkan ilan edildi.
Başkanlığı, daha önce genel sekreterlik görevini yürüten Arzu Çerkezoğlu devralırken genel sekreterliğe Tufan Sertlek, yönetim kurulu üyeliklerine Zeynep Çelik Koç, Mehmet Tok ve Zuhal Tekin İzoğlu seçildi.
Taşeron sağlık işçilerinin “normal bir işçi” ve “normal bir insan” sayılmak mücadelesine artık onlar önderlik edecekler.
Başarıları hepimizin başarısı olacak.

Osman Öztürk

Medipolitik Köşesi / Evrensel Gazetesi
Devamı...

Benim Kavgam

0 yorum
 
(Halk Şiiri) - Ozan Ersun Bağcı
ULUSAL KANAL CANLI YAYIN
Devamı...

Taşeron patron sendikalı işçi istemiyor

0 yorum
 

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde çalışırken taşeron şirket tarafından Mersin Halinde çalışmaya zorlanan ve sonunda işten çıkartılan DİSK /Devrimci Sağlık İş üyesi Zehra Bakacak için, SES Mersin Şubesi ve Devrimci Sağlık İş Çukurova Bölge Şubesi bugün Tıp Fakültesi Hastanesinde bir basın açıklaması yaptı.

Taşeron patron sendikalı işçi istemiyor

10 yıldır Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan ve Dev Sağlık İş Sendikası'na üye olduktan sonra şirket patronu tarafından sürgün edilmeye çalışılan ve daha sonra işten atılan sağlık işçisi Zehra Bakacak için bugün üniversite hastanesinde bir eylem yapıldı. Çalışanların yoğun katıldığı eyleme hasta ve hasta yakınları da alkışları ile destek verdi.

Sağlıkçılar yemek boykotu yaptı

Sağlık emekçileri "Taşeron gidecek, güvenli gelecek", "Taşeron sağlığa zararlıdır", "Yaşasın onurlu mücadelemiz" sloganlarıyla taşeron sağlık sistemini protesto ettiler. Dev Sağlık İş ve SES hastanede taşeron şirket Unisaş'ın uyarılması ve kınanması amacıyla bir yemek boykotu gerçekleştirdi. Yemek boykotuna bütün hastane çalışanları katılım gösterdiler.

Eylem sonrası Dev Sağlık İş Çukurova Bölge Şubesi Başkanı Mustafa Hotlar bir açıklama yaptı. Açıklamada, sağlık işçilerinin taşeron şirketlerin insafına terk edilmeyeceğini ve hastanelerin taşeron şirketlerin çiftliği haline dönüştürülmesine izin verilmeyeceği belirtilirken, sağlıkta taşeron saltanatına son vermek için mücadeleyi sürdürecekleri vurgulandı. Hotlar, sendikalı işçilerin bu hukuksuz ve işçi düşmanı uygulamalara karşı kararlı bir şekilde karşı koyacağını söyledi.

Sendika.Org- Mersin
Devamı...

hava döndü işçiden

0 yorum
 
Malatya'dan sağlık işçileri ses veriyor


17 Haziran 2009

Malatya İnönü Üniversitesi Hastanesi çalışanı bir grup sağlık işçisinin sendikamıza gönderdiği mektubu sizlerle paylaşıyoruz...


İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ TURGUT ÖZAL TIP MERKEZİ’Nİ EMEKÇİLERİNDEN DİNLEYELİM

Değerli Dev-Sağlık İş Sendikası yöneticileri, üyeleri ve tüm sağlık emekçileri, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde taşeron firmadan çalışan bizler artık kadro aldatmacasına, kötü koşullarda iş güvencesinden mahrum, düşük ücretle kölece çalıştırılmaya boyun eğmek istemiyoruz. Aşağıdaki mektubu Dev-Sağlık İş’in verdiği mücadeleyi bildiğimizden sizlere katılma niyetimizi ifade etmek için yazıyoruz.

Hastanemiz 1996 yılında 9. Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal tarafından yapılmış. O yıllarda sadece zemin katıyla hizmet verirken o günden bu güne gerek akademik gerekse idari olmak üzere tüm personelimizin büyük gayretleri neticesinde bugün 16 katta hizmet vermektedir. Ek binaların yapılması yani yeni ünitelerin açılmasına halen devam edilmektedir. Dolayısıyla hastanemiz gerek Malatya halkına gerekse tüm Ortadoğu halkına hizmet verebilme durumuna gelmiştir. Gerek Avrupa da gerekse tüm dünyada başta organ nakli olmak üzere birçok ilke imzasını atmış ve atmaya da devam etmektedir.

Ancak hastanemizi o günlerden bugünlere taşıyan yaklaşık 800 personelimiz sürekli kadro verilir eşit işe eşit ücret sağlanır hayaliyle yaşamını sürdürmektedir. Değerli okurlar, kıymetli üyeler bu arkadaşlar hastanemizi o günlerden bu günlere taşırken kendine ne ekonomi nede evrensel hiçbir katkıları olmamıştır. Malumunuzdur bu insanlar mevcut hükümetin Malatya milletvekilleri tarafından özellikle ‘Hilmioğlu yönetimi değişsin, Cumhurbaşkanı değişsin biz sizin kadrolarınızı vereceğiz’ diye oyalayıp onurlarını ellerinde almaya yeltendiler. Bugün cumhurbaşkanı ve Hilmioğlu yönetiminin değiştiğini hatırlatır ve kendilerini herhangi bir televizyon kanalında canlı yayında tartışmaya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar anayasamızın 186. maddesi gereğince ‘hiçbir şekilde sağlık hizmeti satın alınamaz ‘ maddesi halen geçerlidir. Aynı zamanda anayasamızın 4857 sayılı iş kanununun 2. maddesi gereğince ‘alt işveren üst işveren ilişkisi kurulamaz ‘ maddesi de geçerliliğini korumaktadır. Bütün bunlara rağmen hastanemizde olduğu gibi Türkiye genelinde de insan sağlığı hiçe sayılarak sağlık hizmetinin % 65’i dışarıdan ihale yoluyla satın alınmaktadır.

Bu anlamda biz emekçiler olarak ortak gücümüz olan Emek Platformunu harekete geçirme zamanı gelmiştir. Anayasamızın 54. maddesinin bizle vermiş olduğu sendika kurma hakkını kullanarak işimize, aşımıza, ekmeğimize ve geleceğimize sahip çıkalım diyorum. Unutmayalım ki bizler çekimser kaldıkça hep bir şeylerden geri durdukça daha çok hakkımız gasp edilir. Yarınlarımız olan çocuklarımız için elele verelim ve hakkımız olanı alalım.


Saygılarımızla,


Malatya İnönü Üniversitesi

Turgut Özal Tıp Merkezi’ndeki bir grup sağlık emekçisi
Devamı...

Venezüella İş Yasası'nı sosyalist plana uyarlıyor

0 yorum
 
sendika.org
18 Haziran 2009

Venezüella 2007 tarihli İşçi Konseyleri Tasarısı’nda öngörülen değişimleri yasallaştırmaya hazırlanıyor. Plana göre sendikalar işçi konseylerinin parçası haline gelecek olan komitelere dönüşecek.

Venezüella Kongresi İş Yasası’nı Sosyalist Plana uyarlamaya ve yasada kamu işletmelerindeki işçilerin yönetim gücünü artıran değişiklikler yapmaya hazırlanıyor. Çalışma ilişkilerinde değişim öngören reform, işçilerin üretim araçları üzerindeki kontrolünü çoğaltan “makro” bir kurum olarak işçi konseylerinin kurulması programına paralel biçimde yürütülüyor.

Reform programına göre sendikalar da fabrika konseylerinin yanısıra varlıklarını sürdürerek, işçi konseylerine rapor verecek. Yasa reformu 2007 tarihli İşçi Konseyleri Tasarısı’nda tanımlanmış olan planı gerçekleştirmeyi öngörüyor. Tasarı sendikaların süreç içinde sendika komitelerine dönüştürülmesini ve işçi konseyleri tarafından örgütlenip koordine edilmesini kapsıyor. İşçi konseyi temsilcilerinin görevlerinden birisi işyerindeki işçilerin fabrika ve ülke yönetimiyle ilgili bilincini yükselten eğitim faaliyetlerini yürütmek olacak.

Kaynak: El Universal
Devamı...

TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ

0 yorum
 
Yazar Derleyen: Vatan Postası
16 06 2009

15-16 HAZİRAN GENEL BİLGİ İÇİN TIKLAYIN

image

Bugün 15-16 Haziran işçi direnişinin 39. yıldönümü

Sendika.Org

“Bizler Demirdöküm işçileri olarak, karar verdik ve and içtik. Bizim namusumuz gibi koruduğumuz sendikaları kapatabilirler, ama bizim kafamızdaki bilgileri asla kapatamayacaklar”

Bugün, yaşanan ekonomik krizi bahane eden hükümetin ve patronların işçi sınıfına yönelik saldırganlığı gitgide artarken, yeni bir direniş ve zafer kuşağı yaratmanın eşiğindeki işçi sınıfının yolu şanlı 15-16 Haziran direnişiyle aydınlanıyor. Şanlı 15-16 Haziran direnişini yaratan Türkiye işçi sınıfı ise son dönemlerde yaptığı fabrika işgalleri, işyeri direnişleri ve kitlesel mitinglerle yeni 15-16 Haziran direnişleri yaratmanın sancılarını yaşıyor.

Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihi açısından en önemli günlerden ikisi, 15 ve 16 Haziran 1970 günleri yaşanmıştı. Başta İstanbul ve İzmit olmak üzere Ankara, İzmir, Adana, Sakarya gibi illerin sanayi bölgelerinden, üniversitelerinden 150 bin kişi alanlara çıkarak gücünü ortaya koymuştu. AP ve CHP’nin oylarıyla Meclis’te kabul edilen Sendikalar Kanunu ile DİSK kapatılmak isteniyordu. Kırdan kente göçen ve işçileşen kitlelerin çalışma koşulları hergün daha da vahşileşirken, yüzde 100’lere varan zamlarla yaşam koşulları zorlaştırılıyordu. İşçilerin tek dayanağı olan sendikalarının da ellerinden alınmaya kalkılmasına işçi sınıfı büyük bir direnişle engel oldu.

15 Haziran sabahı makinelerin susturulmasıyla başlayan direniş, 115 fabrikadan 75 bin işçinin yollara dökülmesiyle devam etti. İlk olarak Ankara asfaltı üzerindeki Otosan Fabrikası’ndan 2 bin 700 işçi, “Yaşasın işçi sınıfı, zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok” sloganlarıyla yürüyüşe geçti. Haliç’ten yürüyüşe geçen işçiler fabrika fabrika gezerek arkadaşlarını yanlarına çağırdılar. Saat 9.00’dan sonra bütün İstanbul-İzmit karayolu ve İstanbul sanayi bölgeleri işçi kafileleriyle doldu. İşçileri eylemleri 16 Haziran’da da devam etti. İşçilr karşısında çaresiz kalan hükümet sıkı yönetim kararı aldı. 162 işçi tutuklanırken yüzlerce işçi işten atıldı. 4 işçi polis tarafından öldürüldü.

DİSK’li işçilerin sendikalarına sahip çıkmak için başlattıkları direnişe Türk-İş üyesi işçilerde destek verdi. İşçi sınıfı başlattıkları direnişle sendikalarına ve emeklerine sahip çıkarak sermaye sınıfının oyununu bozguna uğratmıştır. 15-16 Haziran Türkiye sosyalist hareketi açısından bir dönüm noktasıdır.

Devamı...

kavga sürüyor! işçiler yeni bir mevzi daha kazandılar

0 yorum
 


MERSİN TOROS DEVLET HASTANESİ’NDE DEV SAĞLIK-İŞ ÜYELERİ 40 YAŞ DAVASINI KAZANDI


04 Haziran 2009




Mersin Toros Devlet Hastanesi’nde yıllardır taşeron şirketlere bağlı olarak çalıştırılan ve 40 yaşını doldurduğu için işten çıkartılan sağlık çalışanları işe iade davasını kazandı.



Mersin Toros Devlet Hastanesi’nde taşeron çalışanları 28 Şubat 2009’da yapılan yeni ihale kapsamında 40 yaşını doldurduğu için işten çıkartılmıştı. Oysa sendikamızın üyesi olan sağlık çalışanları yıllardır aynı hastanede hiçbir kesinti olmaksızın çalışmaktaydı. Sanki yeni işbaşı yapıyorlarmış gibi ihale şartnamesinde yer alan 40 yaş altında olma şartına uymadıkları için tüm yasal ve anayasal hakları yok sayılarak tamamen hukuksuz bir biçimde işten çıkartıldılar.



Sendikamız bir yandan konuyu kamuoyunun gündemine taşırken diğer yandan da hukuksal süreci başlattı. Mersin İş Mahkemesi’nde görülen davada, söz konusu çalışanların taşeron şirketler aracılığı ile yıllardır aynı hastanede çalışmakta oldukları, asıl işverenlerinin hastane idaresi, İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı olduğu ve bu işten çıkarmaların haksız ve hukuksuz olduğu nedeniyle arkadaşlarımızın asıl sorumlu olan Sağlık Bakanlığı nezdinde işlerine iade edilmelerini istedik. Mahkeme verdiği kararda bizim yaklaşımı doğrulayarak, arkadaşlarımızı işlerine iade etti ve işe iade kararını asıl işveren olan Sağlık Bakanlığı’na uygulatmak üzere karara bağladı.



Bu karar, yıllardır “ İnsan İhaleyle Çalıştırılmaz, Sağlıkta Taşeron Olmaz” temel talebiyle yürüttüğümüz güvenceli iş mücadelemizde önemli bir kazanım olmuştur. Bu karar, sadece Mersin Toros Devlet Hastanesi’nde çalışmakta olan işçi arkadaşlarımız için değil, sendikamızda birleşerek haklarını arayan taşeron sağlık işçilerinin mücadelesinde önemli kazanım olmuştur.



Kriz bahanesiyle güvencesiz- taşeron- kayıt dışı çalıştırmanın ve işten çıkarmaların daha da arttığı bugünlerde, bir kez daha görülmüştür ki, haklılığımıza inanmak ve haklarımız için mücadele etmek bizi kazanımlara götürecektir


DİSK/DEV-SAĞLIK-İŞ
Devamı...

İTÜ’de tazminatsız işten çıkarılan işçiler eylem yaptı

0 yorum
 
İTÜ Vakfı’na ait olan Argem AŞ’de çalışan işçiler, işten çıkarılıp tazminatları verilmediği içim eylem yaparak rektörlükten ve Argem AŞ’den haklarını istediler.
soL (HABER MERKEZİ) İstanbul Teknik Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Faruk Karadağ tarafından 2006 yılında kurulan Argem A.Ş. kurulduğu dönemden itibaren üniversite içinde bulunan bütün kantinlerin, restoranların ve otoparkların işletme hakkını elinde bulunduruyordu. 2008 Ağustos ayında göreve başlayan yeni rektör Prof. Dr. Muhammed Şahin ve yönetimi, bu şirket hakkında incelemeler başlatıp şirketin gıda işletmelerinden zarar ettiğini ve bu zararı otopark işletmesinden elde ettiği kar ile kapatmaya çalıştığı iddia etti. Argem A.Ş. ile sözleşmesini fesih etmek isteyen rektörlük, şirketin 64 işçiye ait olan yaklaşık 500.000.00 TL kıdem tazminatını ödeyemeyeceğini söylemesi üzerine, şirket ile sözleşmesini uzatmış ancak işçilerin yasal hakkı olan kıdem tazminatını Argem A.Ş. toplayamamıştır.

Argem A.Ş.’de çalışmaya başlamadan önce, çoğu işçi “İTÜ Sosyal Tesisleri” adı altında kamuya ait bir yerde çalışmaktayken, 2006 yılında rektör Faruk Karadağ devletin kendilerine yardım etmediğini, bu sebeple bu kamu kurumunun zarar ettiğini, zararı karşılamanın en iyi yolunun kendisinin kurduğu Argem A.Ş. ile anlaşmak olduğunu anlatmıştır. İşçilerin bütün hakları ile Argem AŞ’ye geçişi tamamlanmış, ve daha önceden birikmiş olan izin, kıdem tazminatı gibi hakları karşılama yükümlülüğü yine bu şirkete devredilmiştir.
Rektörlük ile sözleşmesi fesih edilen Argem A.Ş. işçilere çalışacak yeni bir yer gösterememiş ve 1 Haziran itibariyle işten çıkarılacaklarını bildirmiştir.

İşçilere Argem A.Ş. öncelikle istifa ettiklerine dair belge imzalamalarını söylemiştir. Bu imzaları atmayan işçiler 2 Haziran günü sendikalı oldukları Tez Kop-İş sendikasının temsilcileri ile görüşmüş, ve kıdem tazminatlarını alabilmek için Argem A.Ş.’ye dava açıp, şirketin varlıklarına ihtiyati tedbir kararı koydurtmak istemişlerdir.

Saat 10.00 civarında Argem A.Ş. yönetim ofisine giden işçilere, aylar öncesinden işten çıkartılacakları belli olmasına rağmen, işten çıkartıldıklarına dair belge verilmemiş “bilgisayarlar yavaş çalışıyor” gibi bir bahane ile bu belgelerin verilmesi belirsiz tarihe ertelenmek istenmiştir. İşçilerin Argem A.Ş. sorumlularını bekleme kararlılıkları olumlu sonuçlanmış, sorumlu müdür belgelerinin 4 Haziran Cuma sabahına hazır olacağını, işçilerin o gün gelip belgelerini alıp hukuki süreç başlatabileceklerini söylemişlerdir.

Daha sonra eski rektör Faruk Karadağ’ın odasının bulunduğu İTÜ İnşaat Mühendisliği bölümüne doğru yürüyen işçiler, yürüyüşü eyleme çevirmiş “İşçiler burada Faruk hoca nerede”, “İşçiyiz haklıyız kazanacağız”, “Faruk Karadağ işçine sahip çık” sloganları atarak bölüm önünde eyleme başlamışlardır. Bir süre sonra Özel Güvenlik Birimi sorumlusu ile 3 işçinin yukarıya çıkabileceği iletilmiş, ve işçiler Faruk Karadağ ile görüşme fırsatı bulmuştur.

İşçilere “Sizin İTÜ Sosyal Tesislerinden Argem’e devriniz de sorunlu. Bu sorunun çözümü ben de değil şimdiki rektörde. Biz kendisine otopark işletmesini Kasım 2009 tarihine kadar bize vermesini ve bu sayede toplanan paralarla sizin tazminatlarınızı ödeyebileceğimizi belirttik. Ancak kişisel husumet sebebiyle bunu yapmıyor rektör” açıklamasında bulunmuştur.

İşçiler Faruk Karadağ’ın yanından ayrıldıktan sonra rektörlük binasına yine sloganlar ve alkışlarla yürüyüşe geçmiş ve rektörle görüşmek istediklerini bildirmişlerdir. Rektör Muhammed Şahin ile görüşmelerinden de, Faruk Karadağ’ı şikayet eder sözler dinlemişler ve rektör kendilerine eğer Argem A.Ş.’ye dava açarlarsa kendisinin tanık olup, bu şirketin yolsuzluklarından hukuki yolsuzlukları konusunda savcılığa ifade vereceğini söylemiştir.

Gün sonunda eski ve yeni rektörlerin ikisinin de bir çözüm önermemesi ve işçilere kısaca “gidin davanızı açın kazanırsınız nasılsa” tarzı yaklaşımlar sergilemeleri üzerine, işçiler daha güçlü bir eylem ve basın açıklaması kararı almışladır.

Rektör Muhammed Şahin’in öğleden sonra İTÜ mensuplarına gönderdiği mailde, işçilerin haklı oldukları söylenmiş, Argem A.Ş.’nin yıllık mali tutanakları “şeffaf” bir biçimde mensuplarla paylaşılmıştır. Ancak rektörlük işten çıkartılan işçilerin Argem A.Ş. yerine işletme haklarını eline alan şirketin bünyesinde şu anda almış oldukları maaşlar ile işe alınacağını söylemiştir. Oysa eylem yapan işçiler, bu şirketin işçileri sigortasız çalıştırdığını ve “sigortalı olmayın böylece işsizlik maaşından” yararlanırsınız diyerek işe alım yaptıklarını söylemişlerdir. Rektörlük her ne kadar kendi “vicdanını” rahatlatmaya çalışsa da, özelleştirme hamlesi yine işçilere daha kötü şartlarda çalışmayı zorunlu kılmıştır.

Seslerini İTÜ içinde daha güçlü duyurmak isteyen işçiler, 4 Haziran Cuma günü saat 12:00’de önce Öğrenci Yemekhanesi önünde basın açıklaması yapacaklarını sonrasında ise üniversitedeki hocaların yemek yedikleri Çamlık Lokali'nde basın açıklaması yapacaklarını duyurmuşlardır
Devamı...

DİSK:kıdem tazminatı kalkarsa grev yaparız

0 yorum
 

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, kıdem tazminatının kaldırılması durumunda genel greve gideceklerini duyurdu.
soL (HABER MERKEZİ) DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, hükümetin kıdem tazminatını kaldırması durumunda genel greve gideceklerini söyledi.

DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantısı'nda konuşan Çelebi, ekonomik kriz karşısında siyasi iktidarın aldığı önlem paketinde işçilerin, emekçilerin, dar gelirli esnafın hayatını kolaylaştırıcı tedbirlerin olmadığını belirterek, “Bizlere düşen zam, pahalılık ve işsizlik olmuştur. İşsizlik oranı yaklaşık yüzde 24'ü aşmıştır. Yani 4 kişiden birinin işsizliğinden söz ediyoruz. Kapanan iş yerleri, ücretsiz izinler, kaçırılan makineler ve daha nice sonuçlar” dedi.

Sosyal güvenlikten başlayarak birçok kazanıma, birçok hakka el atıldığının altını çizen Çelebi, “Şimdi de kıdem tazminatı gündeme alınmak istenmektedir. Açıkça bir kez daha söylüyorum, kıdem tazminatı hakkımız bir oldu bitti yasasıyla kaldırılırsa, bu durum genel grev sebebi olacaktır. Gelin işveren örgütlerinin, kazanılmış hakların gasbına yönelik, kıdem tazminatının kaldırılmasına yönelik kampanyalarına, girişimlerine karşı ortak mücadele hattını oluşturalım” diye konuştu.

15-16 Haziran’da kampanyalar
15-16 Haziran günü düzenlenecek etkinliklere de değinen DİSK Genel Başkanı, “15-16 Haziranın 39. yılının anılacağı bugünlerde işten atılmalar ve işsizlik, toplumun en sıcak, en acıtıcı sorunudur. O nedenle bugün burada 15-16 Haziran büyük direnişinin de ışığında işsizliğe karşı, işten atılmalara karşı, sendikal hak ve özgürlükler için kampanyalar örgütleyeceğiz” dedi.
Devamı...

kamu işçisi sokağa çıktı

0 yorum
 
Türk Harb-İş Sendikası, kamu toplu sözleşme görüşmelerinde yaşanan tıkanma nedeniyle İstanbul’da hükümeti protesto etti.

soL (İstanbul) Yaklaşık 300 bin kamu işçisini ilgilendiren kamu toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde gerek Hükümet’in uzlaşmaz tavrı; gerekse Türk-İş yönetiminin suskunluğu, Konfederasyon’a bağlı sendikaların tepkilerine neden oluyor. Konfederasyon’a bağlı Türk Harb-İş Sendikası üyeleri de dün İstanbul’da yaptıkları eylemle, kamu toplu sözleşmelerinde yaşanan durumu protesto etti.

Savunma Bakanlığı’na bağlı birimlerde örgütlü Türk Harb-İş Sendikası Anadolu Yakası şube üyelerinin saat 18:00’da Kartal Köprüsü’nde servislerden inerek buluşmasıyla başlayan eyleme, Yol-İş, Tümtis, Deri-İş ve Basın-İş Sendikaları İstanbul şubeleri ve Yurtsever Cephe İşçi Birliği üyeleri de destek verdi. Kartal Köprüsü’nden, Kartal Meydanı’na yapılan yürüyüş esnasında, polisin gerginlik çıkartmaya yönelik tavrı dikkat çekti.

Kartal Meydanı’nda bir konuşma yapan Türk Harb-İş Sendikası Genel Başkanı Ahmet Kalfa, toplu sözleşme görüşmelerinde hiçbir ilerleme sağlanamadığını ve Hükümet’in, IMF’nin istekleri doğrultusunda sürekli kısıtlayıcı ve esnekliği artırıcı yeni hükümler önerdiğini belirterek, hiçbir kişi ve kurumun kazanılmış haklardan geriye gidişi zorlayamayacağını vurguladı.

Yurtsever Cephe’ye polis provakasyonu
Eylemcileri yürüyüş güzargahında karşılayan Yurtsever Cephe İşçi Birliği ve Türkiye Komünist Partisi üyeleri de yürüyüşe destek verdi. Polisin, korteje katılımdan itibaren sözlü ve fiziksel olarak taciz ettiği Yurtsever Cephe üyeleri, yaşanan kısa süreli gerginliğe karşın, polisin provakasyonunu engelledi.
Devamı...

işçiler eylemde

0 yorum
 
Hükümet ile Türk-İş arasında devam eden toplu iş sözleşmeleri tıkanınca, 2 binden fazla Gölcük Tersanesi işçisi, çıplak eylemle hükümeti istifaya davet etti.

soL (Kocaeli) Kamu toplu sözleşme görüşmelerinde düşük ücret ve esnek çalışma dayatmasına tepki gösteren Türk Harb-İş Sendikası üyesi tersane işçileri, çıplak biçimde sloganlar atarak Anıtparlk’a yürüdü. Hükümeti istifaya çağıran işçiler, dayatmaların kabul edilemez olduğunu, haklarının geriye götürülmesine izin vermeyeceklerini vurguladı.

Temsili gösteri
Tersane Komutanlığı A Kapısı önünde buluşan işçiler, AKP hükümetini istifaya davet eden sloganlarla yürüdü. Yürüyüşte temsili gösteriler de yapıldı. Patronu temsil eden bir işçinin, birbirine zincirlenmiş, vücutlarının üst tarafı çıplak işçileri yol boyunca kırbaçlaması ve kırbaç darbelerine işçilerin hep bir ağızdan ıslıklarla karşılık vermesi çevredekiler tarafından alkışlandı. Birbirine zincirli işçiler ise “Bizi bu hale getirenler utansın”, “Esnek çalışmaya hayır”, “One minute AKP” yazılı dövizler taşıdı. İşçiler, “Tayyip istifa”, “Sözleşme hakkımız söke söke alırız”, “Direne direne kazanacağız”, “Tazminat hakkımız engellenemez” sloganları da attı.


Bilinçli bir dayatma
Türk Harb-İş Sendikası Genel Başkanı Ahmet Kalfa, yaptığı konuşmada, hükümetin, ekonomik krizle birlikte IMF istemlerine bağlı olarak kamu işçilerinin toplusözleşme haklarını ve ücretlerini kısıtlamaya çalıştığını savunup, şunları söyledi: “Sözleşme görüşmeleri aylar önce başladı ama önemli bir ilerleme sağlanamadı. Çalışma süreleri, çalışma koşulları ve idari maddeler üzerine sürekli olarak yasaklayıcı, kısıtlayıcı, esneklik getirici yeni hükümler önerilmektedir. Aradan aylar geçmesine rağmen ücretler ve sosyal haklar konusunda hiçbir öneri getirilmedi. Toplusözleşme görüşme zamanı, hükümet tarafından bilinçli olarak daraltılmaya çalışılıyor.’’
Kazanılmış hakları vermeyiz
Yetkili oldukları bakanlıklarda da TİS sürecinin benzer şekilde işlediğinin altını çizen Kalfa, şöyle devam etti: “İşveren dayatmaları nedeniyle 147 maddeden oluşan taslağın 79 maddesi üzerinde anlaşma olamadı. Bu maddeler arasında çalışma süreleri, fazla çalışmalar, 7,5 saat ve daha az çalışılan işyerlerinde çalışma koşulları, gece çalışmaları, yemek yardımları, servis araçları vs. gibi maddeler var. Yılların emeği olan haklarımızın geriye götürülmesine izin vermemizin olanağı yoktur. Hiçbir güç, kişi ya da kurum, yetkisi ve sıfatı niteliği ne olursa olsun kazanılmış haklarımızı terk etmemizi bekleyemez.”
Devamı...

taşerona bir şeyler oldu

0 yorum
 
ğcılar Hastanesi'nde taşeron işçiler eylemde
03/06/2009 07:30 E-posta Arkadaşına gönder Yazdır Yazdır
Kime:
E-posta adresiniz:
Mesajınız:
image Bağcılar Hastanesi 2006 yılında açılmıştı.

İstanbulun en kalabalık semtlerinden biri olan Bağcılarda 2-3 sene önce açılan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi geçtiğimiz günlerde Akdeniz Temizlik Hizmetleri şirketine bağlı taşeron işçilerin eylemine sahne oldu.
soL (İstanbul) Maaşlarını 2 aydır alamayan ve kendilerine hiçbir açıklama yapılmayan banko görevlileri, hasta kabul görevlileri, temizlikçilerden oluşan yaklaşık 400 kişi bu süre içerisinde maaşlarını almayı bekliyordu. Hastane yönetimi kirasını ödeyemeyen, elektiriği suyu kesilen hastane çalışanlarının taşerona bağlı çalışanları önemsemezken, hastane içinde yapılan bir anons iki aydır maaşlarını alamadıkları halde işlerini aksatmayan işçiler için bardağı taşıran son damla oldu. Kadrolu çalışan sağlık görevlilerinin maaşlarının 2 saat geciktiği belirtilen ve gecikmeden dolayı özür dilenen anons sonrasında taşeron olarak çalışan hastane personeli hastane girişinde toplanarak alkışlı protesto gösterisi yaptı. Bu eylemden sonra harekete geçen taşeron şirket ve hastane yönetimi işçilerin bir aylık maaşını yatırırken, “ biz zaten yatıracaktık diye” yaşanan durumu manipüle etmeye çalıştılar.

“Hastalarla karşı karşıya bırakılıyoruz”
Eylemden sonra sohbet ettiğimiz hastene personeli hastane şartlarına ve çalışılan koşullara dair iç açıcı olmayan açıklamalarda bulunurken, hastanenin Bursa’daki akıllı binanın bir eşi olduğunu, fakat burada sadece hastane binası olduğunu söylediler. Hastanede güvenlik görevlisi olarak çalışan bir emekçi, hastanenin acil servisine sadece ölmek üzere olan hastaların kabul edildiğini, kendilerinin tedavi olamayan hastalarla karşı karşıya bırakıldıklarını kaydederken şöyle konuştu: “Hastanenin normalde 500 doktorla çalışması gerekirken 150 doktorla çalışıyor. Şikayetleri giderilmeyen hastaların karşısına 750-800 TL’ ye çalışan bizleri dikiyorlar. Hastaları tatmin etmeyen sağlık sisteminin acısı bizden çıkırılıyor baskı altında çalıştırılıyoruz. Sözleşmeli personel ve kadrolular bizleri kendileri sayesinde para kazanan asalaklar olarak görüyorlar. Burası sadece Bağcılara değil çevre ilçelere de hizmet verdiğinden inanılmaz bir yoğunluk var ve bunun tüm baskısı biz çalışanların üzerinde.”

İki aydır maaşlarını alamadıklarını söyleyen güvenlik görevlisi, kendilerine hiç bir açıklama yapılmadığını ifade ederken, “Bir ay kadar önce Sağlık Bakanlığı’ndan bir genelge geldiği ve hastanedeki yatak sayısına göre personel kalacağı haberi bilinçli bir şekilde yayıldı. Muhtemelen insanları bıktırıp kendileri işten çıksın diye zorlamak istiyorlar” dedi. “Hastanede çalışanların önemli bir kısmının AKP torpiliyle işe alınmış insanlar olmasına rağmen” hastanede o gün yapılan anonsla birlikte herkesin sabrının taştığını söyleyen güvenlik görevlisi sözlerini şöyle sürdürdü: “Eylemi kim ya da kimler organize etti belli değil. Bence kendiliğinden oldu . Haberin nereden ya da kimden geldiğini bilmiyorum ama herkes birbirine hadi diyordu. Ben de iç hattan birkaç arkadaşımı aradım. Hastanenin önünde kısa bir eylem yaptık ve bir maaşımızı hemen yatırdılar. Şimdi bizleri işten atmakla tehdit ediyorlar. İki yüz kişi çıkaracakları söyleniyor. Başhekim olayın peşini bırakmayacağım diyor. Bunların hiç biri çok önemli değil ama hastanedeki memurlardan destek görememek çok kötü. Hergün binlerce hasta geliyor hepsi öfkesini bizden çıkarıyor. Çalışma koşullarımız çok kötü ve sadece yarım saat yemek molamız var. Özellikle eylemden sonra üç kişi yanyana gelsek olay oluyor.”

“Kaybedecek bir şey yok”
Sekreter olarak görev yapan bir çalışan, doktorların birçoğunun eylemi desteklemesine rağmen, hasta bakıcılar ve hemşirelerden destek göremediklerini söylerken, eylemi hastalarında desteklediğini ifade etti. Bugün kendilerine düşen görevin eylem öncesinde eksik bırakılanların tamamlanması ve örgütlü mücadele etmek olduğunu söyleyen arkadışımız sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü hastane bire bir görüşmelerle gözümüzü korkutmaya çaılışıyor. Buna izin vermeyeceğiz. Çünkü kaybedecek bir şey yok. Öyle ya da böyle işten atılmakla tehdit ediliyoruz. Kolay lokma olmadığımızı göstermemiz lazım. Tabii birde hastalardan anlayış bekliyoruz, bizimde hayatımız toz pembe değil onların yaşadığı tüm zorlukları bizde yaşıyoruz”
Devamı...