
Devlet uzun süredir bütçeden kamusal sağlık kurumlarına ayırdığı payı azaltıyor. Artan sağlık personeli ihtiyacı için yeni kadro açmıyor. Bu yüzden, kamu hastaneleri ihtiyaç duydukları personeli taşeron şirketler araclığıyla sağlama yoluna gidiyor. Yıllardır uygulanan bu politika yüzünden hastanelerde “şirket işçileri” olarak adlandırılan yeni bir işçi grubu oluştu.
Bu işçilerin hiçbir hakları yok. Kendileri için özgür iradeleriyle sözleşme yapamıyorlar. İnsanca yaşayacak bir ücret almıyorlar. Kıdem tazminatları yok. Yıllık ücretli izin haklarının olup olmadığı belli değil. Fazla mesai almadan nöbet tutturuluyorlar. Bu işçi grubu iş dağıtımında, servis, yemek vb. haklardan yararlanmada, işyeri ilişkilerinde “ikinci sınıf işçi” muamelesi görüyor.
Sağlık emekçileri arasında yaratılan bu ayrımın gerekçesi olarak, bu işçilerin “şirketten” çalıştığı söyleniyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki “şirket”, işçileri bu şekilde çalıştırmak için devreye sokuluyor. Zaman içinde bu haksız hukuksuz çalıştırma biçimi, bütün sağlık emekçileri için “örnek” ve “ibret” haline getiriliyor.
“Sağlıktı Dönüşüm Programı” denilen düzenlemelerle bu çalıştırma biçimi bütün sağlık emekçilerine uygulanmak isteniyor. Dayatılacak olan “sözleşmeli” statüsüyle, Kamu Çalışanlarına bugünkü “şirket işçileri”nin koşulları kabul ittirilmeye çalışılacak. İktidar, kamu çalışanları bu dayatmalara karşı çıktığı zaman “şirket işçileri”ni örnek gösterip, “ayrıcalık istiyoruz” diyecek.
İşte bu yüzden bilinçli her sağlık emekçisi ayrımcılığa karşı mücadele etmeli; ayrımcılığa maruz kalan emekçileri örgütlemeye ve temel hakları için mücadele etmeye yöneltmeli; işyerindeki ayrımcı uygulamalara karşı çıkmalıdır.

