sıra KESK'te faşizm yükseliyor........

0 yorum
 
KESK’e yönelik saldırıya tepkiler sürüyor
29 Mayıs 2009 -
Dün KESK yönetici ve üyelerinin gözaltına alınması ve KESK Genel Merkezi’ne yapılan baskın ve aramalar şeklinde gelişen saldırıya tepkiler sürüyor. Bugün KESK Genel Merkezi’ni ziyaret eden çok sayıda sendika, emek örgütü, demokratik kitle örgütü ve siyasi partinin temsilcileri yaptıkları açıklamalarla yıllardır omuz omuza mücadele ettikleri KESK’e yönelik bu saldırıyı kınadıklarını belirterek destek mesajlarını iletti.

Bugün saat 12.30’da KESK Genel Merkezi önünde düzenlenen basın açıklamasına muhalefet güçleri de yoğun destek verdi. Çok sayıda örgütün temsilcilerinin katıldığı basın açıklamasında konuşan KESK Genel Başkanı Sami Evren; KESK’in “hak verilmez alınır” ilkesiyle 20 yıldır sürdürdüğü mücadeleye atıfta bulunarak toplum içinde tanınan, adresleri belli olan yönetici ve üyelerin baskınlarla gözaltına alınmasının gerekçesinin KESK’in yürüttüğü onurlu mücadeleden duyulan korku olduğunu belirtti.

Resmi kurumlarla yapılan yazışmalardan takvim, dergi ve geçen yıl yitirilen KESK eski Genel Sekreteri Sevil Erol’un aile fotoğraflarına kadar her şeye el konulmasının hukuksuzluk örneği olduğunu vurgulayan Evren, “bunlar cunta dönemini aratmayan uygulamalardır” dedi.

“Tüm demokratik kamuoyunu, siyasi parti ve çevreleri, sendika ve konfederasyonları, meslek örgütlerini ve duyarlı vatandaşlarımızı KESK ile dayanışmaya çağırıyoruz” diyen Evren, gözaltındaki 35 kişiden 6’sının serbest bırakıldığı bilgisini vererek gözaltındaki diğer KESK yönetici ve üyelerinin de serbest bırakılması talebinde bulundu.



Sami Evren’in açıklamasının ardından dost kurum temsilcileri de söz alarak saldırıyı kınadı.

TTB adına söz alan Merkez Konsey Başkanı Gençay Gürsoy, KESK’in Türkiye’de demokrasi ve barış mücadelesi veren öncü örgütlerden biri olduğunu belirterek “omuz omuza mücadele ettiğimiz KESK’e yapılan bu saldırı bize yapılmıştı” diye konuştu. Barış ve demokrasi mücadelesinden ödün verilemeyeceğini ifade eden Gürsoy omuz omuza yürütülen mücadele sürecektir mesajını verdi.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı Mehmet Soğancı da KESK ile TMMOB’un yol arkadaşı olduklarını ifade ederek, “Arama yapacaklarmış, örgüt bulacaklarmış. Evet, bir örgüt bulacaklar, emek örgütü. Bu örgüt yıllardır alanlarda emek mücadelesi veriyor” diye konuştu.

DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, konuşmada yapılan saldırıyı basit bir adli süreç olarak nitelendirmenin yanlış olacağına vurgu yaparak konfederasyona yönelik hukuksuz uygulamalara dikkat çekti. Geçen yıl 1 Mayıs’ta DİSK binasına atılan gaz bombasına da atıfta bulunan Görgün, saldırının emek mücadelesine yönelik olduğu ifade etti.

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız konuşmasında son olarak 9 Kasım Alevi Mitingi’nde ve 29 Kasım emek ve demokrasi mitinginde kol kola alanlara çıktıkları dost örgüt KESK’ e yönelik saldırıyı kınadıklarını belirterek “o gün yan yanaydık, bugün de yan yanayız” dedi.

DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal gündemin manipüle edilmek istendiğine dikkat çekti. Yapılan saldırının barışın ve emeğin mücadelesine, 1 Mayıs’ta gösterilen kararlılığa yönelik bir gözdağı olduğunu söyleyen Birdal konuyu meclis gündemine taşıdıklarını da sözlerine ekledi.

Türkiye Barış Meclisi adına konuşan Metin Bakkalcı ise emek mücadelesi yürüten bir konfederasyona yönelik böylesi bir saldırının ancak 12 Eylül döneminde görülebileceğini belirterek darbe koşullarını aratmayan bu saldırı karşısında “hepimiz KESK’liyiz” dedi.

Sendika.org
Devamı...

korkma! krize çözüm var

0 yorum
 

Mersin Krize Çözüm Kurultayı

Devamı...

ZAFER DİRENENLERLE BERABER

0 yorum
 

Dev Sağlık-İş Mersin’de "40 Yaş" davasını kazandı
29 Mayıs 2009 -

Mersin Toros Devlet Hastanesi’nde 28 Şubat 2009 tarihinde Başhekimlik ve taşeron firma arasında yapılan sözleşme gerekçe gösterilerek işten atılan 46 Dev Sağlık-İş üyesi işçi, işe dönüş talebiyle açtıkları davayı kazandı. Mersin 1. İş Mahkemesi'nde bugün sabah ve öğleden sonra görülen davalarda mahkeme işten atılmaların haksız olduğuna hükmederek işçilerin işlerine dönmeleri yönünde karar verdi.

Karar, taşeron sağlık işçilerinin işe iadesinde muhatap olarak Sağlık Bakanlığı'nı işaret etmesi bakımından önem taşıyor.

Sendika.Org – Mersin
Devamı...
0 yorum
 
önce sosyalistleri götürdüler,
sesimi çıkarmadım çünkü sosyalist değildim
sonra sendikacıları götürdüler,
sesimi çıkarmadım çünkü sendikacı değildim.. sonra yahudileri götürdüler,
sesimi çıkarmadım çünkü yahudi değildim..
sonra beni götürmeye geldiler,
benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı..
sıra sana gelmeden ses ver çünkü emperyalizm kendisine muhalefet etme ihtimali olan her kesi hapse atacak....
Sendika.Org Emek Hareketinin Gündemi

KESK'e büyük saldırı!
28 Mayıs 2009 -
KESK'e yönelik gözaltı ve baskın saldırıları sürüyor. İzmir, İstanbul, Ankara, Van ve Manisa'da düzenlenen operasyonlarda çoğunluğu öğretmen 40'a yakın kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Kadın Sekreteri Songül Morsümbül, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Kadın Sekreteri Gülçin İsbert ve Ankara Eğitim-Sen 2 No'lu Şube Yöneticisi Lami Özgen bu sabah saatlerinde polis tarafından gözaltına alındılar. Polis KESK'te arama yapıyor. İzmir'de de Eğitim Sen şubelerinde arama yapılıyor.

KESK Kadın Sekreteri Songül Morsümbül’ün KESK binasındaki odası ise polis tarafından aranıyor.

Operasyonda Van'da da bir lise öğretmeni gözaltına alındı. Evinde gözaltına alınan lise öğretmeni Hasan Umar, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Van Şubesi'ne getirildi. Eğitim-Sen üyesi olduğu bildirilen lise öğretmeni Umar, burada yapılan aramanın ardından Jandarma Komutanlığına götürüldü.

KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek konuya dair yaptığı açıklamada;
'Genel Merkez binamızda usulsüz bir şekilde arama yapıldı. İzmir jandarması da kendi yetkisini aşan bir şekilde arama ve tutuklama kararı çıkarıyor. Yapılan arama hukuk dışıdır' dedi. Şimşek, sendikalarına yönelik yapılan operasyonun 'Terör örgütü' operasyonu olarak yansıtılmasına tepki göstererek, 'Bu hiçbir şekilde doğru değildir. KESK 20 yıldır emek ve demokrasi mücadelesi veren bir sendika örgütüdür. Böylesi bir operasyonun yapılması için 40 kere önce düşünülmesi gerekir' diye konuştu.

'Hukuksuz uygulamayı derhal durdurun'

Yapılan operasyonu bir gözdağı olarak değerlendiren Şimşek, sendika merkezlerinde Amargi dergisine de el konulduğunu, yaptıkları bütün yazışmaların suç unsuru olarak gösterildiğine vurgu yaptı. Şimşek, sendika merkezindeki aramanın devam ettiğini dile getirerek, "Aramaların niçin yapıldığını bilmiyoruz. Bu aramanın başında savcı niye yoktur. Avukatlarımız savcılara ulaşamıyorlar. Bu hukuksuz uygulamayı derhal durdurun. Gözaltına alınanlar hemen serbest bırakılmalıdır" dedi.

KESK, gözaltıları ve baskınları protesto etmek için herkesi KESK binası önüne çağırıyor.

DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır ile ÖDP Milletvekili Ufuk Uras sendika önüne geldi.

Protesto eylemleri yapılıyor
Halkevleri MYK bir açıklama ile KESK'e yapılan saldırılar protesto edildi. Saldırının, hangi bahane uydurulursa uydurulsun, kamu emekçilerine yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı. AKP'nin örgütlü emeğe yönelik bir saldırısı olarak nitelendirilen operasyonlarla AKP'nin gerçek yüzünü gösterdiği belirtildi. Açıklamda, Halkevleri'nin sonuna kadar KESK'in yanında olduğu ifade edilirken gözaltına alınan KESK üyelerinin derhal serbest bırakılması gerektiği belirtildi.

Ankara:
Saat 12.30’da Yüksel Caddesi’nde bir araya gelen sendikalar, odalar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerinden yüzlerce kişi oturma eylemiyle KESK’e yönelik saldırıları protesto etti. “Baskılar bizi yıldıramaz”, “KESK’e uzanan eller kırılır”, “Gözaltılar serbest bırakılsın”, “yaşasın sınıf dayanışması” sloganlarıyla KESK yönetici ve üyelerine dönük saldırı kınandı.

KESK adına konuşan KESK MYK üyesi Emirali Şimşek, KESK’in tarihi boyunca baskılara, sürgünlere, tutuklamalara göğüs gererek kamu emekçilerinin haklarını savunmak için bedeller ödemiş demokratik bir mücadele örgütü olduğunu vurguladı. Gözaltına alınan KESK yönetici ve üyelerinin toplum içinde tanınan, saygınlığı olan, adresleri belli sendikacılar, kamu emekçileri olduğunun altını çizen Şimşek, “bu kişilerin baskınlarla gözaltına alınmalarının makul hiç bir açıklaması yoktur” dedi. Yapılan aramalarda Konfederasyonun kadın çalışmalarına ilişkin belgelerine, örgüt içi yazışmalara, Başbakanlık’la, Çalışma Bakanlığı’yla yapılan yazışmalara; uluslararası konfederasyonlarla yapılan ve çoğu kadın haklarıyla ilgili yazışmalara el konulduğu bilgisini veren Şimşek, “Arayanlar ne aradıklarını dahi bilmemektedir” diye konuştu.

DİSK, TMMOB ve TTB adına ortak bir açıklama yapan TTB Merkez Konsey Üyesi Eriş Bilaloğlu, “Emek, demokrasi ve barış mücadelesinde bugüne dek omuz omuza yürüdüğümüz ve yarın da yürüyeceğimiz KESK’e yönelik baskıları şiddetle kınıyor, gözaltına alınan sendika yöneticilerinin ve üyelerinin bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz” diye konuştu. “Faaliyetleriyle açık, konumuyla demokratik işlerliğe sahip bir örgüte yönelik baskınlarla temel hak ve özgürlüklere yapılan saldırı, darbeci zihniyetin, baskıcı-otoriter bir özlemin dışa vurumudur” diyen Bilaloğlu, "suçlu olmasalar da potansiyel taşıyorlardı" anlayışı ile kamuoyunun yönlendirilmesini eleştirdi.

Açıklamaların ardından yaklaşık 15 dakikalık bir oturma eylemi düzenlendi.

Adana
Saat 13.00'da Adana İnönü Parkı'nda bir basın açıklaması yapılarak KESK'e yönelik saldırılar protesto edildi. gözaltına alınan üyelerin serbest bıraklıması istendi. operasyonların KESK'e yönelik bir gözdağı olduğunun ifade edilirken KESK'in yılmayacağı belirtildi.



Mersin KESK Şubeler Platformu'da emek ve demokrasi güçlerinin de desteği ile saat 12:30’ da Sendika binasından taş binaya bir yürüyüş yaparak KESK'e yönelik operasyonları protesto etti. Yürüyüşe yaklaşık 250 kişi katıldı.



Saat 17.00'da İzmir eski Sümerbank önünde demokratik kitle örgütlerinin de katılımıyla bir basın açıklaması yapılacak. 18.00'da da İstanbul'da Taksim Gezi Parkı'nda bir basın açıklaması yapılacak.

İzmir
İzmir'de operasyonların Eğitim-Sen 1 ve 2 No'lu Şube'de yoğunlaştığı öğrenildi. Savcı olmadan gerçekleştirilen aramalarda şubelerde bulunan üyelerin ve yöneticilerin cep telefonlarının kapattırıldığı öğrenilirken Eğitim-Sen 1 No'lu Şube'nin de bilgisayarlarına el konulduğu öğrenildi. Operasyonlar neticesinde İzmir'de 19 KESK üyesi gözaltına alındı.

Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

Sendika.Org
Facebook'ta Paylas
Sendika.Org Anasayfa


Devamı...

8 saat çalışma hakkı ve 1 mayıs

0 yorum
 
Dünyada ve Türkiyede 1 Mayıs

Dünyada ve Türkiyede 1 Mayıs




1 Mayısın Türkiyedeki tarihçesi Osmanlı İmparatorluğunun son dönemine kadar uzanıyor. Osmanlıda ilk 1 Mayıs İkinci Meşrutiyetin ilanından bir yıl sonra, 1909da Üsküp ve Selanikte kutlandı. Selanikte ise Rum, Türk, Yahudi,....



Dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs

Her yıl dünya işçi ve emekçilerinin sokaklara dökülerek gövde gösterisi yaptığı 1 Mayıs gününün sembolik önemini anlamak için 1880’li yıllarda ABD işçi sınıfının verdiği mücadeleye bakmak gerekiyor. Bu yıllarda hem sayı bakımından hem de politik bilinç bakımından gelişen Amerikan işçi sınıfı, patronların kendilerini 14 saat (veya daha fazla) çalıştırarak sömürmelerine karşı mücade etmeye başlamıştı. Bu mücadele sırasında atılan slogan “Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat canımız ne isterse” idi. İşçiler sekiz saat çalışma hakkını elde etmek için kararlı bir mücadele vermeye hazırlanıyorlardı. ABD işçi sınıfının o yıllardaki iki önemli örgütünden biri olan Amerikan İşçi Federasyonu, 1884 yılında aldığı bir kararla 1 Mayıs 1886 tarihinden itibaren işçilerin sekiz saattten fazla çalışmayı kabul etmeyeceğini duyurdu. Aradan geçen iki yıl boyunca işçiler toplantılarda, gösterilerde bu konuda kararlı ve örgütlü davranacaklarını açıkça belirttiler. 1 Mayıs 1886 günü geldiğinde, ülke çapında 350 bin işçi greve gitti. 1 Mayıs 1886’yı izleyen günlerde işçi sınıfı patronları yenilgiye uğratarak 8 saat çalışma hakkını kazandılar. ABD’li patronlar, 1 Mayıs 1886’dan sonra işçilerin üzerine kurşun yağdırmalarına ve 1887’de bazı işçi önderlerini idam etmelerine rağmen 1 Mayıs 1886 günü düzenlenen eylemler sayesinde kazanılmış olan bu hakkı geri alamadılar. 1 Mayıs günü, hem 8 saatlik çalışma hakkının kazanılması, hem de bu hakkı almak için verilen mücadele sırasında yaşamını yitiren işçi sınıfının yiğit önderlerinin anılması amacıyla her yıl “işçi sınıfının bayramı” olarak kutlandı. II. Enternasyonal, 1889 yılında 1 Mayıs’ı dünya işçi sınıfının birlik ve mücadele günü olarak kabul etti. 1890’da II. Enternasyonal’in çağrısı ile Avrupa’da, ABD’de ve Latin Amerika’da yüzbinlerce işçi sokağa çıktı.

1 Mayıs’ın Türkiye’deki tarihçesi Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine kadar uzanıyor. Osmanlı’da ilk 1 Mayıs İkinci Meşrutiyet’in ilanından bir yıl sonra, 1909’da Üsküp ve Selanik’te kutlandı. Selanik’te ise Rum, Türk, Yahudi, Bulgar işçiler kolkola yürüdüler. Dört dilde yayınlanan ortak 1 Mayıs bildirisinde, herkese seçme ve seçilme hakkı, emeği koruyacak yasaların çıkarılması ve grev mevzuatının düzeltilmesi istendi. 1910’da 1 Mayıs, Selanik ve birkaç Rumeli şehrinde kutlandı. Selanik’teki kutlamaları Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu ve Bulgar Sosyalist Grubu düzenledi. Yapılan konuşmalarda 1 Mayıs’ın önemi vurgulandı ve sosyalizm övüldü. 1911’de 1 Mayıs, Üsküp, Selanik, İstanbul, Edirne ve başka Trakya şehirlerinde kutlandı. Selanik’teki gösteriye 14’ten fazla sendikaya üye Yahudi, Bulgar, Yunanlı ve Türk işçiler katıldı. Yük arabası sürücüleri, manavcılar, liman ve yükleme-boşaltma işçileri iş bıraktı. Yaklaşık 2000 işçinin katıldığı mitingde dört ayrı dilde konuşma yapıldı. 1912’de 1 Mayıs, Selanik ve İstanbul’da kutlandı. İstanbul’da Dersaadet Tetebbuat-ı İçtimaiye Cemiyeti (İstanbul Toplumsal İncelemeler Derneği) ve ona bağlı işçi dernekleri, Pangaltı’ndaki Belvü bahçesinde kutlama yaptılar. Selanikte ise 7 bini aşkın işçi işbıraktı, konuşmalar düzenlendi. Bir parkta toplanmak isteyen göstericiler jandarma, asker ve polis tarafından dağıtıldı. İttihat ve Terakki diktatörlüğü 1913’ten itibaren 1 Mayıs eylemlerini yasakladı.

1 Mayıs, Kurtuluş Savaşı sırasında antiemperyalist bir içerik kazandı. İşgalcilerin ve işbirlikçi hükümetin baskılarına rağmen işçiler, “bağımsızlık” isteyen pankartlarla yürüdü. 1920 yılında işgal altındaki İstanbul’da 1 Mayıs’ı kutlama kararı alındı. Trabzon ve başka Karadeniz şehirlerinde de gösteri ve yürüyüşler düzenlendi. 1921 yılında İstanbul’da 1 Mayıs, işgal kuvvetlerinin uyarı ve yasaklamalarına rağmen kutlandı. O gün vapur, tramvay ve fabrika işçileri iş bırakarak bayramı Kağıthane’de kutladılar. İstanbul, Ankara, İzmit ve Adapazarı’ndan antiemperyalist sloganlar yükselirken, Mersin’de işçiler tüm halkı Fransız işgaline karşı direnişe çağırdılar. 1922 yılında İstanbul’un yanı sıra Ankara ve İzmir’de de kutlandı. İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda toplanan vapur, tramvay ve elektrik işçileri Pangaltı üzerinden Kağıthane’ye yürüdüler. Ankara’da ise İmalat-ı Harbiye ve demiryolu işçileri o gün çalışmayarak eş ve çocuklarının da katıldığı bir toplantı düzenledi. Toplantıya Sovyetler Birliği Elçiliği temsilcisi de katıldı. İşçiler adına yapılan konuşmalarda emperyalizme karşı çarpışan hükümetin desteklendiği bildirildi.

1923 yılının başında toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde işçi grubunun önerisi ile 1 Mayıs gününün Türkiye İşçileri Bayramı olarak kanunen kabulü ilkesi benimsendi; ancak Kemalist burjuvazi 1 Mayıs’ın işçi bayramı olarak kutlanmasını engelledi. Aynı yıl İstanbul, Ankara, İzmir ve Adapazarı’nda kutlama yapıldı. Yapılan toplantılarda İktisat Kongresi’nde alınan kararların hayata geçmesi ve Mesai Kanunu’nun çıkarılması için her türlü çabayı sarf etme kararı alındı. Cumhuriyetin ilanından sonraki 1924 1 Mayıs’ı Kemalist hükümet tarafından yasaklandı. Buna rağmen Ankara’da İmalat-ı Harbiye işçileri tarafından bir toplantı düzenlendi. İstanbul’da ise izin verilmemesi üzerine Türkiye Umum Amele Birliği Genel Merkezi önünde bir toplantı yapıldı. 1925’te Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu ile ilan edilen sıkıyönetim 1 Mayıs’ın kutlanmasını imkansız hale getirdi. Bu örnek, yeni rejimin hem Şeyh Sait Ayaklanması ile ulusal özlemlerini ortaya koyan Kürt halkına hem de işçi sınıfına aynı anda saldırdığını göstermektedir. Kürtlere saldıran da işçi sınıfının birlik günü 1 Mayıs’ı yasaklayan da Türkiye burjuvazisinin temsilcisi Kemalist iktidardır.

1 Mayıs elli yıl boyunca yasal olarak kutlanamadı. 1961’de Türkiye İşçi Partisi’nin, 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurulması, 15-16 Haziran 1970’te meydana gelen büyük işçi seferberliği 1 Mayıs’ın yeniden gündeme gelmesine yol açtı. İşçi hareketinin Türkiye tarihindeki en güçlü dönemini yaşadığı 1970’lerin ikinci yarısında 1 Mayıs yeniden ait olduğu yere, miting alanlarına geri döndü. 1976’de DİSK’in öncülüğünde düzenlenen, Türk-İş’e bağlı çok sayıda sendikanın ve devrimci grupların katıldığı 1 Mayıs eylemi 50 yıl sonra yasal olarak kutlanan ilk 1 Mayıs oldu. Taksim Meydanı’nda düzenlenen bu eyleme 100 binden fazla emekçi katıldı. 1976 yılı işçi sınıfının Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kapatılmasıyla sonuçlanacak olan büyük direnişine de sahne oldu.

1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda düzenlenen miting ise hem yakın tarihimizdeki en büyük işçi eylemi olması bakımından çok önemlidir. İşçi sınıfının ekonomik talepleri kadar (faşizme karşı mücadele, siyasi özgürlükler vb) politik talep ve sloganların da öne çıktığı bu eyleme 500 bin emekçi katıldı. Türkiye’nin o tarihteki nüfusu ve işçi sınıfının o tarihteki siyasal gücü hesaba katıldığında, bu eylemin işçi sınıfının siyasi eylemlilik gücünün doruk noktasını temsil ettiğini tespit etmek mümkündür. Bu eylem burjuva devletinin bu topraklarda kullandığı en büyük silah olan kontrgerillanın saldırısına uğradı. 34 emekçi kontrgerilla güçlerinin açtığı ateş ve ardından çıkan panik sırasında yaşamını yitirdi.

1 Mayıs 1978’de düzenlenen eyleme 100 bin civarında işçi katıldı. Aralık 1978’de ilan edilen sıkıyönetim uyarınca 1979 yılında İstanbul’daki eylem yasaklandı. Bu yasağa karşı farklı bölgelerde fiili eylemler düzenlendi. 12 Eylül öncesinin son 1 Mayıs’ı ise solun ve işçi hareketinin sıkıyönetime ve yaklaşan askeri müdahaleye karşı birleşik mücadele cephesini kuramamasının yarattığı boşluğun etkisinde kaldı. 30 Nisan günü DİSK, TÖB-DER vb örgütler grev ve direnişler düzenlediler. 1 Mayıs günü ise bu örgütler sokağa çıkma yasağına uydular. Bu durum, yaklaşan askeri darbeye karşı herhangi bir direniş inisiyatifinin ortaya koyulamadığını gösterir. İşçi sınıfına ve devrimcilere karşı 12 Eylül 1980’de düzenlenen askeri darbenin ardından sınıf uzlaşmacı Türk-İş haricindeki tüm işçi örgütleri kapatıldı. Devrimci gruplar ağır bir baskı altına alındı. 1 Mayıs günlerinde bırakın eylemi herhangi bir kapalı salon toplantısının düzenlenmesine dahi izin verilmedi.

1 Mayıs 1987’de ilk kapalı salon toplantısı yapılabildi. 1988’de bazı devrimci gruplar yasağa rağmen sokaklara çıkabildi. 1989’da ise eylem yasağına rağmen sokaklara çıkan devrimciler 12 Eylül sonrası ilk 1 Mayıs şehidini verdi. Taksim Meydanı’nı zorlayan emekçilerden biri olan Mehmet Akif Dalcı polis kurşunu ile can verdi. Bu dönemden sonra benzeri militan eylemler düzenlenmeye çalışıldı. 1992’de 1 Mayıs kutlamaları yeniden yasallaştı. 1996’da Kadıköy’de gerçekleştirilen ve yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı 1 Mayıs eylemi sırasında 3 kişi polis tarafından öldürüldü. Bu eylemden sonra gözaltına alınan bir emekçi işkence edilerek katledildi. Kadıköy Mitingi, 1990’lı yıllarda düzenlenen en kitlesel ve militan eylemlerden biridir. 1996’dan günümüze kadar geçen süre boyunca her yıl 1 Mayıs eylemleri ile işçi sınıfı ve devrimciler sokaklara çıktı.



Tarih Şuuru
URL: http://www.tarihsuuru.com/tsrd/yazdir.asp?ID=4999

Devamı...

Mersin Krize Çözüm Kurultayı

0 yorum
 
DUYURU


Açış Konuşması

Macit ÖZCAN

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı

Yusuf ÇELİK

Ulusal Kanal Mersin Temsilcisi

1.Oturum

Yöneten

Kamer GÜLBEYAZ

TMMOB Mersin İl KK Sek.

EMO Mersin Şube Bşk.

Konuşmacılar

Prof Dr. Aytuğ ATICI

Mersin Tabip Odası Bşk.

Adil ALAYBEYOĞLU

Türk İş Mersin İl Temsilcisi

Petrol İş Mersin Şube Bşk.

Mehmet ATEŞ

Ziraat Mühendisleri Odası

Mersin Şube Başkanı

Cengiz GÖKÇE

Mersin Ziraat Odası Bşk.

Gürel YILMAZ

TÜMTİS Genel Sekreteri

2.Oturum

Yöneten:

Ahmet ÜNAL

Mersin Gazeteciler Cemiyeti Bşk.

Konuşmacılar

Kamer GENÇ

Tunceli Bağımsız Milletvekili

İsa GÖK

CHP Mersin Milletvekili

Prof. Dr. Enis ÖKSÜZ

Ulaştırma eski Bakanı

Mehmet Bedri GÜLTEKİN

İşçi Partisi Genel Başkan Vekili

Yıldırım KOÇ

ODTÜ İktisat Bölümü Öğr. Gör.

6 Haziran, C.tesi

Saat: 13.00

Yer: Büyükşehir Belediyesi

Kongre Merkezi

Atatürk Parkı-

Valilik Karşısı / MERSİN

Devamı...

Mersin Liman işçileri direnişle kazandı

0 yorum
 
Mersin Limanı’nda sendikalaştıktan sonra işten atılan 192 liman işçisinin 130 gün süren direnişinin ardından işlerini geri kazandı

Mersin Limanı’nda faaliyet gösteren Akan-Sel şirketinde çalışan 192 işçi TÜMTİS’e üye olduktan sonra, Akan-Sel şirketi yaşanan ekonomik krizi bahane ederek sendikaya üye olana işçileri işten attı. işten atılan liman işçileri 130 günlük direnişin ardından işlerini geri kazandı.

Mersin muhalefetinin de yalnız bırakmadığı işçiler dört ay boyunca aileleriyle birlikte haklarını aradı. İşten atıldıktan sonra da işlerini geri kazanma taleplerini sendika hakkından bağımsız düşünmeyen liman işçileri önemli bir başarıya imza attı.

Mersin Limanı’nın ana işleticisi olan MIP ve sendikal örgütlülüğü kırma amacıyla devreye sokulan MPO isimli firma yetkilileriyle yapılan görüşmelerde TÜMTİS üyelerinin sendikalı olarak işe geri dönme talebi kabul edildi.

Varılan prensip anlaşmasına göre en son yaşanan toplu işten atmada kapı önüne konan 70 işçinin sendikalı olarak işbaşı yapması ve ilk olarak işten atılan 120 işçiden 50 kadarının da işlerine geri dönmesi konusunda anlaşma sağlandı.

Geriye kalan TÜMTİS üyesi 54 işçinin de en kısa sürede işe dönmesi için protokol sağlandı. Anlaşma sağlanmasına rağmen TÜMTİS atılan işçilerin tümü işbaşı yapana kadar direniş çadırını kaldırmayacağını duyurdu.

Son olarak işten atılan TÜMTİS üyesi 70 işçi işbaşı yaparken son sendika üyesi 50 işçinin de en kısa sürede işbaşı yapması için evrakları hazırlanıyor.

Sendika.Org
Devamı...

Sağlık Emekçileri Arasında Ayrımcılığa Son

0 yorum
 



Devlet uzun süredir bütçeden kamusal sağlık kurumlarına ayırdığı payı azaltıyor. Artan sağlık personeli ihtiyacı için yeni kadro açmıyor. Bu yüzden, kamu hastaneleri ihtiyaç duydukları personeli taşeron şirketler araclığıyla sağlama yoluna gidiyor. Yıllardır uygulanan bu politika yüzünden hastanelerde “şirket işçileri” olarak adlandırılan yeni bir işçi grubu oluştu.

Bu işçilerin hiçbir hakları yok. Kendileri için özgür iradeleriyle sözleşme yapamıyorlar. İnsanca yaşayacak bir ücret almıyorlar. Kıdem tazminatları yok. Yıllık ücretli izin haklarının olup olmadığı belli değil. Fazla mesai almadan nöbet tutturuluyorlar. Bu işçi grubu iş dağıtımında, servis, yemek vb. haklardan yararlanmada, işyeri ilişkilerinde “ikinci sınıf işçi” muamelesi görüyor.

Sağlık emekçileri arasında yaratılan bu ayrımın gerekçesi olarak, bu işçilerin “şirketten” çalıştığı söyleniyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki “şirket”, işçileri bu şekilde çalıştırmak için devreye sokuluyor. Zaman içinde bu haksız hukuksuz çalıştırma biçimi, bütün sağlık emekçileri için “örnek” ve “ibret” haline getiriliyor.

“Sağlıktı Dönüşüm Programı” denilen düzenlemelerle bu çalıştırma biçimi bütün sağlık emekçilerine uygulanmak isteniyor. Dayatılacak olan “sözleşmeli” statüsüyle, Kamu Çalışanlarına bugünkü “şirket işçileri”nin koşulları kabul ittirilmeye çalışılacak. İktidar, kamu çalışanları bu dayatmalara karşı çıktığı zaman “şirket işçileri”ni örnek gösterip, “ayrıcalık istiyoruz” diyecek.

İşte bu yüzden bilinçli her sağlık emekçisi ayrımcılığa karşı mücadele etmeli; ayrımcılığa maruz kalan emekçileri örgütlemeye ve temel hakları için mücadele etmeye yöneltmeli; işyerindeki ayrımcı uygulamalara karşı çıkmalıdır.


Devamı...

Sağlıkta taşeronu süpüreceğiz

0 yorum
 

09 Mayıs 2009

Sendikamız genel merkezi bugün (7 Mayıs) 12.30’da Çapa Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Binası (Monobloklar) önünde bir basın açıklaması yaparak “Sağlıkta taşeronu süpüreceğiz” dedi

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Çalışma Müdürlüğü Sendikamızın yapmış olduğu başvuru üzerine, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Kardiyoloji Enstitüsü ve Onkoloji Enstitüsü’nde sağlık hizmetlerinde çalışan sağlık işçilerinin önemli bir kısmı ile personel hizmet ihalesi alan şirketler arasında işçi-işveren ilişkisinin mevcut olmadığına karar verdi. Söz konusu kararda, sağlık işçilerinin başlangıçtan itibaren asıl işverenin İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü olduğu belirtildi.
Sendikamız Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yaptığı açıklamada, sağlığın piyasalaştırılmasına, sağlık çalışanlarının güvencesiz çalıştırmasına karşı yıllardır mücadele verdiklerini ifade ederek “haklarımız için hastanelerimizden alanlara, Ankara sokaklarından TBMM’ne kadar sesimizi taşıdık” dedi.

Genel başkanımız sendikamızın girişimleriyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlükleri’ne verdiği dilekçeler sonucunda Çalışma Bakanlığı İş Müfettişleri, hastanelere gelerek denetim ve incelemeler yaptıklarını belirtti. Taşeronda çalışan sağlık işçilerinin sağlık hizmetlerinin bir parçası olduğunu ifade eden genel başkanımız, aynı işyerinde çalışanların aynı haklara sahip olduklarını söyledi.

Genel başkanımız son olarak, “Şimdi yıllardır mücadele ettiğimiz taleplerimizi ve hukuksal alandaki kazanımlarımızı işyerlerimizde uygulatmak zamanıdır. Şimdi, ‘taşeronu sağlıktan süpüreceğiz’ diye çıktığımız yolda tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerini ortadan kaldırmak için daha güçlü örgütleneceğiz” dedi.

Sosyal-İş, SES Aksaray Çapa işyeri temsilciliği, Eğitim-Sen ve Tez Koop-İş Sendikası 2 No'lu Şube yönetici ve üyelerinin de destek verdiği eylemde, “Sağlıkta ticaret ölüm demektir, Sağlıkta taşeron ölüm demektir, Yaşasın örgütlü mücadelemiz” sloganları atıldı.






Devamı...